İnfertilitenin (kısırlığın) Psikolojik Etkileri

İnfertilite problemli yaşayan birçok kadına belli bir evrede biraz gevşe, biraz ara ver, tatile çıkın veya evlat edinin bitsin, bu kadar uğraşmaktansa denmiştir. Belki bu yorumlar çiftin stres seviyesini azaltmak amaçlı olabilir. Ancak tüp bebek tedavilerinin kadınlarda yarattığı  bedensel ve duygusal çöküntü ve yıpranmalar, tedavi sonuçlarının bilinmezliği, sosyal ilişkilere yansıyan zorlanmalar hemen her merkezde karşılaşılan ortak sorunlardır. Birden fazla tedavi başarısızlığı sonrası, "umut-hayal kırıklığı"  tekrarlanan bir döngü halinde yaşanıyorsa, ki bu da depresyon ve kronik stresi beraberinde getirir.

Birçok kadın tedavi süresince endişe ve korkularını kendilerine saklasalarda, infertil kadınlarda genel populasyona göre daha yüksek oranda depresyon ve anksiyete semptomu olduğu yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Anksiyete bozukluğu %23 ile en önde gelirken,depresyon durumları normal populasyona göre iki kat daha fazladır(%17). İnfertil kadınların acı çektiği bir gerçektir. İnfertilite süresi uzadıkça anksiyete ve depresyon durumları belirginleşir.

İnfertil kadınların yoğun stres seviyesinin pek çok sebebi olabilir. Tedavi süreci eşleri ile ilişkilerini, seks yaşantılarını, aile-arkadaş ilişkilerini, işlerini, finansal güvenliklerini ve tanrı ile ilişkilerini etkilemektedir. Çocuklu yakın aile fertleri ile ve arkadaşlarıyla birliktelikleri, zorlu tedavi sürecinde ve yaşanan umutsuzluklar nedenli kopma düzeyine gelebilir. Para ise bir çoğu için daha başlangıçta önemli bir konudur.

 

Beyinde yer alan hipotalamus, üreme organlarımızı etkileyen hormonların ve aynı zamanda stres hormonunun salgılanmasından sorumlu olduğu gibi, duygusal tepkilerimizin de programcısıdır. Stres, hipotalamusun üremeyle ilgili hormonları yönetme görevini olumsuz etkiler ve gebe kalmanız güçleşir.

 

Dünyada tüp bebek tedavisi başlamadan ve tedavi sırasında yapılan birçok araştırma göstermiştir ki, stres ile gebelik arasında anlamlı bir ilişki vardır. Hatta stres seviyelerinin, toplanan yumurta sayısı, döllenme yüzdesi, gebelik oranları, canlı doğum oranları ile ilişkili olduğu , en alt düzeyde stresin daha yüksek düzeyde doğum yapma olasılığı ile korele olduğu bir gerçektir (Anderheim L. Hum. Reprod. 2005).

Stresin üreme endokrinolojisini ve üreme teknolojilerinin etkinliğini engellediği yapılan çalışmalarla desteklense de, tüm bunların hangi mekanizma ile gerçekleştiği bilinmemektedir.

 

Yeni çalışmalar yine göstermektedir ki üremeye yardımcı tedaviyi bırakmanın ana nedenlerinden ilki psikolojik srestir, takiben de kötü prognozdur. Aşırı stres, yumurtlamanızı, embriyonun döllenmesini ve rahime tutunmasını, tüplerinizin işlevselliğini olumsuz etkiler. Depresyon geçirmemiş kadınlarda, geçirenlere kıyasla iki kat daha fazla gebelik oranlarının gözlendiğini gösteren bir çalışma (Thiering, Beaurepaire, Jones, & Saunders, 1993) ve benzeri çalışmalar, psikolojik sorunların bedensel etkilerini vurgular niteliktedir. Tedavi öncesi depresyonda olan hastalar büyük olasılıkla bir deneme sonrası tedaviyi bırakmaktadırlar. Tedaviyi erken dönemde bırakmak çiftin gebe kalabilme şansını kısıtlar. Ancak bilinmeyen nokta stresli hastalara tedaviye devam etmeleri için destek amaçlı yapılan psikolojik müdahalenin mümkün olup olmadığıdır.

Psikolojik müdahale, bireysel tedaviden stresle baş etme programlarına kadar çok yönlü olabilir.

İnfertilitede, infertil kadınlara gevşemeyi sağlamak ve stresle başa çıkmanın yollarını öğretmek ve bu amaçla gebelik oranlarında artış hedeflenen bir programdan yararlanmak mümkündür. Akıl/ Beden Programı'nın başlıca hedefi psikolojik semptomları azaltmaktır. Akıl-beden odaklı terapiler, infertilite sürecindeki sıkıntılarınızı hafifletmeye yardımcı olacak çeşitli duygusal, düşünsel ve davranışsal beceriler kazanmanıza yönelik, bireysel olarak da uygulanabilen, grup çalışması olarak yapıldığında da güçlü bir etki yaratan bir terapi programıdır. Bu programlar genelde on haftalık, haftada bir kez oturumlar halinde gerçekleşir. Bu programın öncelikli amacı stresi azaltmak, sosyal desteği arttırmak, hastalara yardımcı üreme tekniklerini yeniden denemede yardımcı olmaktır. Program sonu hastalarda tüm ölçülen fiziksel ve psikolojik semptomlarda anlamlı bir azalma gözlenir ve hastaların infertiliteye bakış açıları değişir. İnfertil bir kadın iken, artık sağlıklı aktif, sadece infertilite problemi yaşayan bir kadın olurlar. Adet olmak veya başkalarının gebelik haberleri onları eskisi gibi yıkmaz. Ve hatta tıbbi ümitsizlik durumlarında yumurta bağışı veya evlat edinme gibi imkanlar hiç yabancı gelmeyebilir.